Yıllardır analog müziğin içindeyim. Bir dinleyici olarak değil yalnızca… Zamanın içinden geçen bir tanık gibi. Gençliğimde müzikle kurduğum bağ, bir dosya formatının ya da bir oynatma listesinin ötesindeydi. Plaklar vardı. Ellerimde döndürdüğüm, kapağını uzun uzun incelediğim, iğnenin yüzeye ilk değdiği o anla başlayan bir ritüel…

Müzik yalnızca duyulan bir şey değildi o zaman; dokunulan, saklanan, beklenen ve neredeyse yaşanan bir şeydi. Sonra dünya değişti. Sesler sayılara dönüştü. Müzik, bir ve sıfırların içine sıkıştı. Bulutlara taşındı, uygulamaların içinde görünmezleşti. Kolaylaştı… ama aynı ölçüde hafifledi. Ruhundan bir şeyler eksildi. Oysa analog çağda müzik bir “nesne”ydi. Ağırlığı vardı. Kokusu, yüzeyi, sesi ve sessizliği vardı. Ve en önemlisi, bir sabır gerektirirdi — bu da onu kıymetli kılardı.

Bugün hâlâ bu bağa tutunan insanlar var. Plakların etrafında toplanan, müziği sadece tüketmeyen; onunla yaşayan insanlar… İşte bu site, o insanların arasında bir köprü kurmak için var. Burada amacım bir ticari döngü yaratmak değil. Bir koleksiyon vitrini sunmaktan da öte… Plak dünyasının kültürel hafızasını aralamak, bilgiyi, zevki ve inceliği paylaşmak, ve bu yola yeni girenlere bir iz bırakmak. Ve belki de bu, sessiz ama inatçı bir dönüşün hikâyesidir; çünkü plakadam (plakların efendisi) geri döndü — tıpkı dijital dünyanın gürültüsüne karşı kendi sessizliğiyle meydan okuyan plakların kendisi gibi.

plakadam